Yine kaos dolu bir günden merhabalar değerli Gurme Magazin okuyucuları…
“Hayırdır hocam?” dediğinizi duyar gibiyim.
Öyle bir kavganın ortasında kaldım ki nasıl sıyrılıp çıktım, hâlâ inanamıyorum…
Az önce evdeki birkaç eksiği tamamlamak için hızlıca markete uğradım. Daha kapıdan adımımı atar atmaz çığlıklar, bağrışlar… Korktum açıkçası. Tam geldiğim gibi geri dönmeye niyetlenmiştim ki biri kolumdan tuttu.
— Hocam, sizi tanıyorum. Lütfen kusura bakmayın ama bu kavgayı çözse çözse siz çözersiniz!
Ne olduğunu bile soramadan kendimi kalabalığın ortasında buluverdim.
Bir dondurma dolabının içinde kan gövdeyi götürüyor…
Aynı markaya mensup olduğu anlaşılan, oldukça da şık görünümlü bir grup dondurma, dolaptaki diğer marka dondurmalara savaş açmış durumda. Müşteriler ağızları açık izliyor, birkaç genç çoktan sosyal medyada canlı yayını açmış bile. Market sahibinin “Yapmayın, hepinizi çıkarır çöpe atarım!” tehditlerini ise duyan yok.
Baktım olacak gibi değil, bir refleksle dolabın kapağını sonuna kadar açtım:
— Ne oluyor burada? Bir sakin olun canım! Nedir alıp veremediğiniz?
İki erkek çocuk anası olunca evden antrenmanlıyım galiba bu durumlara. 😊
Bu tepkiyi beklemiyorlardı sanırım. Birden sustular.
Şık görünümlü grubun lideri öne çıktı:
— Aramızda bir mesele var hanımefendi, siz anlamazsınız.
— Siz anlatın, ona ben karar veririm beyefendi. Hem hiç yakışıyor mu herkesin içinde?
— Teknik bir mesele.
“Teknik” deyince beni can damarımdan vurdu tabii.
— E o zaman doğru kişiye denk geldiniz. Gıda mühendisiyim, anlatın bakalım.
Bu kez karşı taraf hep bir ağızdan konuşmaya başladı. Belli ki onların da anlatacakları vardı.
— Sırayla tüm dondurmaları dinleyeceğim… dedim.
Şık beyefendi yeniden öne çıktı:
— Öncelikle hitabınıza dikkat edin hocam. Buradaki herkese “dondurma” diyemezsiniz. Bu bize haksızlık olur.
Karşı taraftan kahkahalı bir cevap gecikmedi:
— Sıfatın ne önemi var? Hepimizin olduğu yer aynı dolap. Adı da dondurma dolabı!
Baktım ortam yine kızışıyor.
— Tamam! dedim. Sanırım meseleyi anladım.
Şık beyefendi kollarını bağladı:
— Mesele zaten tam olarak bu hocam. Bizi aynı dolaba koymaları, aynı olduğumuz anlamına gelmez.
— Başladı yine! diye bağırdı karşı taraftan biri.
Bir diğeri dayanamadı:
— İki yaldızlı ambalaj yaptırdınız diye kendinizi ne sanıyorsunuz?
— Arkadaşlar!
Bu kez sesimi biraz daha yükselttim.
— Sırayla konuşacağız demedim mi?
Market sahibi uzaktan bana minnetle bakıyordu. Adamcağız belli ki yarım saattir Birleşmiş Milletler barış gücü gibi dolabın başında nöbet tutuyordu.
Şık beyefendi derin bir nefes aldı:
— Bizim tek derdimiz hakkımızın teslim edilmesi hocam. Müşteri geliyor, dolabın kapağını açıyor ve hepimize aynı isimle sesleniyor.
— Ne diyor?
Bir an durdu. Belli ki söylemesi bile gururuna dokunuyordu, titrek bir sesle,
— “Dondurma.”
Dolabın öbür tarafından kahkahalar yükseldi.
— E ne desin? Sayın Bakanım mı desin?
Ortalık yeniden karıştı.
Birinin “Haddini bil!” dediğini, diğerinin “Asıl sen haddini bil!” diye karşılık verdiğini duydum. Arkadan incecik bir ses de:
— Ben zaten çilekliyim, beni bu tartışmaya karıştırmayın! diye bağırıyordu.
— Yeter! Madem mesele kimin ne olduğu, bunu kavga ederek değil, tek tek konuşarak çözeceğiz. Dedim.
Tam o sırada dolabın en alt rafından, şimdiye kadar hiç sesini çıkarmamış mütevazı ambalajlı bir tanesi başını uzattı:
— Hocam, ben bir şey sorabilir miyim?
— Buyurun…
—İnsanlar beni alıyor, çocuklarına “Hadi dondurmanı ye, erimeden” diyor. Şimdi bu beyefendi çıkmış bana “Sen dondurma değilsin” diyor. Ben neyim peki?
Bir anda herkes sustu.
Şık beyefendi cevap vermek için öne atıldı ama elimi kaldırıp durdurdum.
— Hayır. Bu sorunun cevabını sen vermeyeceksin.
Dolabın önündeki müşterilere döndüm.
— Aslında bu sorunun cevabını verecek biri sabahtan beri burada. Üstelik bütün bu kavga boyunca tek kelime etmedi.
Market sahibi şaşkınlıkla etrafına bakındı.
— Kim hocam?
Ambalajlardan birini elime aldım.
— Üzerlerindeki etiket.
Dolabın içi sessizliğe gömüldü.
— Madem bugün herkes kimlik kavgasına tutuşmuş, nüfus cüzdanlarını çıkarıyoruz beyler.
En arkadan cılız bir ses geldi:
— Geçmiş olsun…
İşte o an anladım.
Bu kavga daha yeni başlıyordu.
Çünkü bizim günlük hayatta “dondurma” deyip geçtiğimiz o rengârenk dolabın içinde aslında herkes aynı kimliği taşımıyor.
Peki kim gerçekten “dondurma”, kim yalnızca ona çok benziyor?
Hazırsanız etiketleri açıyoruz…
Günlük hayatta çoğuna alışkanlıkla “dondurma” desek de mevzuatın dili biraz daha seçici; karşımıza “dondurma” ve “sütlü buz” gibi farklı ürün tanımları çıkıyor. Bu ayrım yalnızca isimden ibaret değil; ürünlerin bileşimi, kullanılan süt bileşenleri ve özellikle yağın kaynağı gibi kriterler hangi kimliği taşıyabileceklerini belirliyor. Kısacası donmuş, sütlü ve dondurmaya benzeyen her ürün teknik olarak aynı kategoride değil. Bizim şık beyefendinin bütün o tantanasının altında da aslında anlatmaya çalıştığı buydu: ‘Aynı dolapta duruyor olabiliriz ama aynı ürün değiliz’.
Peki hangisini aldığımızı nasıl anlayacağız? Çok basit: Ambalajın önündeki çikolata şelalesine, kocaman çileklere ya da iştah açıcı görsellere kapılmadan önce ürünün adına ve içindekiler listesine bakacağız. Ambalajında “dondurma” mı yazıyor, “sütlü buz” mu; yağ kaynağı ne, içeriğinde neler var? Burada amacımız birini “iyi”, diğerini “kötü” ilan etmek değil. Dondurma almak istiyorsak dondurma, sütlü buz almak istiyorsak sütlü buz aldığımızı bilmek. Bilinçli tüketicilik biraz da tam olarak bu değil mi zaten?
Bilginiz doğru, sofranız sağlıklı olsun…
Doç. Dr. Yağmur ERİM KÖSE
Gıda Mühendisi
Not: Aynı dolapta medeni bir şekilde yaşayacaklarına dair söz aldım. Ne de olsa mesele aynı olmak değil; farklılıklarımızla yan yana durabilmek.
Ama şık beyefendi hâlâ biraz havalı… Onu çözemedik. 😊
Yorum Yazın