Zaten hiç sevmem belli bir saatten sonra gelen aramaları, pek hayra alamet haberler verilmez malum.
Telefon ekranında tanımadığım bir numara ısrarla çaldırıyor, bir anlık açıp açmama tereddütünden sonra alo deyiverdim.
Karşımda telaştan kelimeleri birbirine bağlamakta zorlanan heyecanlı bir ses;
—Hocam bizim yoğurdu acile kaldırdık, hakkında çıkan spekülatif haberleri daha fazla kaldıramadı, sinirleri bozuldu, sakinleştirici veriyorlar şimdi…….
—Ne, ne zaman, neden, niye diye soramadan bana her şeyi sıraladı acele acele. Hangi yoğurt diyebildim güçlükle toparlanarak.
—Hocam bizim el değmeden üretilip, ambalajlanan market yoğurdu işte. Zaten biliyorsunuz çok naif ve hassas. N’olur bir gelin, teselli ediverin dedi.
Tamam, hemen geliyorum, diyerek hızla hastaneye doğru yola çıktım.
Yol boyunca onun sütten yoğurda uzanan meşakkatli serüveni gözümün önünden geçti. Garibimin dünyaya gelişi bile öyle sancılı bir süreçti ki…Daha fabrikaya adımını atar atmaz sütü analiz edilmiş; yağına, proteinine, asitliğine bakılmış, istenmeyen bir mikroorganizma var mı diye kontrol edilmişti. Ardından ısıl işlemden geçirilmiş, kıvamı düzenlenmiş ve onu yoğurt yapacak özel bakterilerle buluşturulmuştu. Uygun sıcaklıkta sabırla mayalanmış, soğutulmuş, hijyenik koşullarda ambalajına yerleştirilmiş ve soğuk zincir bozulmadan market rafına kadar getirilmişti.
Yani anlayacağınız, bizim yoğurt daha dünyaya gelmeden birçoğumuzun ömrü boyunca görmediği kadar kontrolden geçmişti. Fakat bütün bunlar, sosyal medyada hakkında hüküm verilmesine engel olamamıştı.
Bir yandan da onun hakkında çıkan asılsız haberleri düşünüyordum. Yolu, gıdayla ilgili herhangi bir eğitim alanından geçmemiş; ancak “Takipçi sayısı, bilimsel bilgiden büyüktür.” denklemini hayat felsefesi hâline getirmiş kişilerin diline düşmüştü bir kere…
“Market yoğurdu bozulmuyorsa içinde mutlaka bir şey vardır!”
“Ev yoğurdu ekşir ama bu aylarca dayanır!”
“Bunun yoğurt olduğuna emin miyiz?”
Bizimki ne yapsın? “İçimde ne olduğunu ambalajımın üzerinde tek tek yazdım.” dese okuyan yok; “Raf ömrümün sırrı gelişigüzel katkılar değil, kontrollü üretim, hijyenik ambalaj ve kesintisiz soğuk zincir.” dese dinleyen yok…
Elbette ev yoğurdunun sofralarımızdaki yeri ayrıydı. Annelerimizin, anneannelerimizin elinden çıkan o yoğurdun tadı da hatırası da çok kıymetliydi. Fakat evde yapılmış olmak, bir gıdaya görünmez bir masumiyet madalyası takmıyordu. Kaynağı ve mikrobiyolojik kalitesi bilinmeyen süt, yeterince temizlenmemiş kaplar, uygun olmayan mayalama sıcaklığı, defalarca kullanılan maya ve yoğurdun saatlerce oda sıcaklığında unutulması… Bunların hiçbiri, üzerine “ev yapımı” örtüsü serilince ortadan kaybolmuyordu.
Kısacası ev yoğurdu kötü, market yoğurdu iyi değildi; market yoğurdu kötü, ev yoğurdu iyi de değildi. Bir yoğurdun güvenliğini mutfağın büyüklüğü değil; kullanılan sütün kalitesi, uygulanan işlem, hijyen ve saklama koşulları belirliyordu. Ama sosyal medyada böyle uzun cümleler pek sevilmiyordu. “Market yoğurdu zehir!” yazmak hem daha kısa sürüyor hem de daha çok tıklanıyordu.
Bunları düşünerek hastanenin kapısına vardım. Garibimin üzerine incecik bir örtü örtmüşlerdi; kolunda damla damla ilerleyen bir serum şişesi, gözleri ağlamaktan şişmişti.
Ah be canım dedim ne gerek var bu kadar hassas olmaya, bak bizim işe yaramaz cipse, hiç kafasına takıyor mu? Nerde sabah orda akşam her ortamda var, üstelik neler neler deniyor hakkında da umrunda değil…
—Ama hocam, dedi güçlükle doğrularak, tüketici onu kapış kapış alıyor; sonra dönüp “Yoğurdumu evde yaparım, market yoğurduna elimi sürmem. Ben sağlıklı besleniyorum.” diyor. Cipsi yerken vicdanı sızlamıyor da beni yerken mi sağlığı aklına geliyor? İşte bu, daha da ağrıma gidiyor demez mi…
Sustum. Söyleyecek söz bulamadım. Elini sımsıkı tutarak öylece önüme baktım….
Kıymetli Gurme Magazin okuyucuları, “İzahı olmayan şeylerin mizahı olur.” diyerek biraz gülelim istedim. 😊
Gurme Magazin sayfalarında sizlerle ilk kez bir araya gelmenin heyecanını ve mutluluğunu yaşıyorum. Doğru bilgiye ulaşmanın her geçen gün daha kıymetli hâle geldiği bugünlerde, gıdaya dair merak edilenleri bilimin ışığında, fakat tadımızı kaçırmadan konuşacağız.
Bu arada yoğurdu o gece taburcu ettiler. Doktorlar psikolojik destek almasını tavsiye etti. Geçmiş olsun dileklerinizi sizler adına kabul ediyor, kendisine iletiyorum. 😊
Bilginiz doğru, sofranız sağlıklı olsun…
Doç. Dr. Yağmur ERİM KÖSE
Gıda Mühendisi
Yorum Yazın