Çocukluk yıllarımın ardından henüz hayatı tanımaya çalıştığım yaşlarda mutfağın kapısından içeri girdim. İlk ustam rahmetli Erol Usta ile başlayan meslek yolculuğumda o günlerde bilmediğim bir şey vardı: Ben yalnızca aşçılığı öğrenmeyecektim; hayatı da mutfağın içerisinde öğrenecektim. Mutfak bana yemeğin nasıl pişirileceğini öğretti ama meslek hayatı bana çok daha fazlasını verdi. Sabretmeyi, mücadele etmeyi, insan tanımayı, sorumluluk almayı ve en zor anlarda dahi ayakta kalabilmeyi
Çıraklıktan başlayarak çalışma hayatım boyunca sadece yapılan işi değil, işin nasıl yönetildiğini de merak ettim. Belki de bu nedenle zaman içerisinde kendimi daha fazla sorumluluk alan, ekibini yönlendiren, operasyonun bütününü görmeye çalışan tarafta buldum.
Yıllar geçti. Mutfaklar değişti, çalışma arkadaşları değişti, işletmeler değişti, sorumluluklar büyüdü. Fakat mesleğe duyduğum aidiyet değişmedi. Elbette bu yolculuk yalnızca başarılarla ilerlemedi. Hayatımın en zor dönemlerinden biri, Sivas'ta faaliyet gösteren aile şirketimizin iflas ettiği süreçti. Bir insanın yıllarca emek verdiği şeylerin elinden kayıp gittiğini görmesi kolay değildir. O dönem bana mesleki tecrübenin yanında çok daha önemli bir şeyin gerekli olduğunu öğretti: Yeniden başlayabilme cesareti.
Kaybettiğim zamanlar oldu ama pes etmedim. Yorulduğum zamanlar oldu ama yürümeye devam ettim. Çünkü yıllar içerisinde şunu öğrendim: Çalışma hayatında insanı güçlü yapan, hiç düşmemesi değildir. Düştüğünde yeniden ayağa kalkabilecek iradeyi kendisinde bulabilmesidir.
Bugün geriye dönüp baktığımda iş hayatımın beni yalnızca bir aşçı veya yönetici yapmadığını görüyorum. Beni Cengiz Gülden yapan karakterin önemli bir bölümünü de bu yolculuk oluşturdu.
İnsan yönetmeyi öğrenirken insanı anlamayı, maliyet yönetirken emeğin değerini, üretimi yönetirken planlamayı, kriz çözerken soğukkanlılığı öğrendim. Yıllar içerisinde anladım ki iyi bir yönetici olmak sadece talimat vermek değildir. Bazen dinlemek, bazen öğretmek, bazen sabretmek, bazen de ekibinin önünde değil yanında yürümektir.
Bugün genç bir meslektaşım karşıma çıktığında kendimde yıllar önceki o genç çırağın heyecanını görebiliyorum. Belki bu yüzden mesleki hayatımın bundan sonraki bölümünde yalnızca çalışmak veya yönetmek değil, bildiklerimi aktarmak ve arkamdan gelecek insanlara bir yol bırakmak benim için daha anlamlı hale geliyor.
Çünkü unvanların bir ömrü vardır. Görevler değişir. Makamlar değişir. İşletmeler değişir. Fakat insanlarda bıraktığınız iz kolay kolay değişmez.
Ben bugün meslek hayatıma baktığımda yalnızca nerelerde çalıştığımı, hangi görevlerde bulunduğumu veya hangi başarıları elde ettiğimi görmek istemiyorum.
Ben o yılların bende bıraktığı Cengiz Gülden’i görmek istiyorum.
Sabretmeyi öğrenmiş bir insanı…
Kaybettiğinde yeniden başlamayı bilen bir adamı…
Mesleğine hâlâ ilk günkü saygıyla yaklaşan bir aşçıyı…
İnsan yetiştirmenin, yemek yetiştirmek kadar önemli olduğuna inanan bir yöneticiyi…
Ve yıllar geçmesine rağmen öğrenmeye devam eden bir meslek insanını…
İşte bu nedenle benim için iş hayatının bizdeki yeri yalnızca geçimimizi sağladığımız bir alan değildir.
İş hayatı, hayat hikâyemizin yazıldığı en uzun bölümlerden biridir. Benim hikâyemde ise o bölümün içerisinde emek var, mücadele var, kayıplar var, yeniden başlangıçlar var, ailemin desteği var ve hepsinden önemlisi sabır var. Bugün bulunduğum noktaya baktığımda geçmişte yaşadığım hiçbir zorluğu tamamen kayıp olarak görmüyorum. Çünkü her biri bana başka bir şey öğretti. Belki de benim meslek hayatımı tek bir cümleyle anlatmam gerekse şöyle söylerdim: Ben mesleğimi sadece yapmadım; mesleğimle birlikte büyüdüm, düştüm, ayağa kalktım ve kendimi yeniden inşa ettim.
Çünkü bazı hayatlar yıllarla değil, verilen mücadelelerle olgunlaşır.
Benimki de biraz öyle oldu.
Sabırla pişen bir hayat…
Cengiz Gülden
Yorum Yazın