Eski Ramazanlar ve Günümüz: Unutulan Gelenekler, Değişen Alışkanlıklar



Ramazan ayı geldiğinde içimizi tarifsiz bir huzur kaplasa da, eski Ramazanları hatırlamadan edemiyorum. 54 yaşımdayım ve İstanbul ile Ordu’da yaşadığım Ramazan anıları hala zihnimde taptaze. Yıllar geçtikçe eski Ramazanların o sıcak, samimi havasını kaybediyor muyuz, yoksa biz mi hızlı unutuyoruz?

Rahmetli annemle iftar sonrası Gülhane Parkı’nda çay içmeye giderdik. O dönemde çay, bakır demlik semaverlerde sunulurdu. Fakat burayı özel kılan sadece çay değildi. Çay bahçesinde Hacivat ve Karagöz gölge oyunu gösterileri yapılırdı. Bugünün nesline “gölge oyunu” desek belki de “Squid Game mi?” diye sorarlar.
Geleneklerimizi ne kadar yaşatabiliyoruz? Çocuklara Ramazan coşkusunu ve maneviyatını aktarabiliyor muyuz?
Ordu’da, köyümüzde elektrik olmadığında bile topluca teravih namazı kılınır, ardından çay içilirdi. Ramazan’a özgü “Gostil” ve “Pool” dediğimiz patates ve mısır sofraların vazgeçilmezlerindendi.
Eskiden iftar sofraları gösteriş için değil, paylaşmak için kurulur, “diş kirası” geleneği uygulanırdı. Davet verenler, misafirlerine iftar sonrası küçük hediyeler takdim ederdi. Bugün ise dışarıda, ücret karşılığında iftar açan bir nesil olduk. Bunun yanında israfın artması da düşündürücü bir hale geldi.
Ramazan eğlenceleri mahalle kültürünün ayrılmaz bir parçasıydı. Şerbet ve boza satanlar, macuncular, Hacivat-Karagöz gösterileri her yerde olurdu. Mahalleli sahurdan önce bir araya gelir, birlikte teravih kılar, çay ve kahve içerek sohbet ederdi.
Çocuklar için de özel gelenekler vardı. “Tekne orucu” ile küçük yaşta oruç bilinci kazandırılırdı. Öğlen yemeğiyle tamamlanan bu oruç, çocukları Ramazan’ın manevi atmosferine dahil ederdi.
Ramazan’da komşular kendi yaptıkları yemekleri birbirlerine dağıtırdı. Özellikle pişi, tulumba, irmik tatlısı ve güllaç sofralardan eksik olmazdı. Ramazan ayına özel yapılan güllaç, bayramdan sonra bir yıl boyunca ortadan kaybolurdu.
Eskiden habersiz misafir gelmek doğaldı. Sofraya “Allah ne verdiyse” konur, bereket paylaşıldıkça artardı. Bugün ise birbirimize çat kapı gitmeye çekiniyoruz.

Camilerde mahyalar süslenir, sahur vakti maniler eşliğinde davullar çalınırdı. Şimdiki davulcular sadece sesiyle uyandırırken, eskilerde davulcular mahalleye neşe getirirdi.
Eski Ramazanlar sevgi, hoşgörü ve paylaşma odaklıydı. Bugün ise tahammülsüzlük ve bireyselleşme ön planda. Geleneklerimizi unutmadan, Ramazan’ı manevi ruhuna uygun yaşamak hepimizin sorumluluğu.
Eski Ramazanları özlemek yerine, bugünü o eski sıcaklığa kavuşturmak için ne yapabiliriz?
Yorum Yazın