DUY, DİNLE VE DESTEKLE, ÇÖLYAK KÂBUS OLMASIN!


Çölyak dedikten sonra bir anlık durup düşününce sadece bir hastalık deyip geçiyoruz gündelik yaşamımızın temposunda. Ya peki hayatını çölyak ile idame ettirenler yahut idame ettirenlerin aileleri?
Birçok ülke için en önemli besin kaynaklarının başını çeken tahıllar insanlar için son derece önem taşırken bazı bireylerde ağır rahatsızlıklara sebep olmaktadır. Bu rahatsızlıkların başında çölyak hastalığı gelmektedir. Ama unutulmamalıdır ki çölyak hastalığı ile glüten hassasiyeti karıştırılmamalıdır. Glüten hassasiyeti, bir tür besin alerjisidir ve tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır.
Çölyak nedir? Diye soracak olursak ve çok sıkmadan kısaca özetlemek gerekirse, arpa, buğday, çavdar ve yulaf gibi tahıllarda bulunan glüten maddesinin tetiklediği kronik bir ince bağırsak hastalığıdır. Çölyak hastalığında görülen en önemli belirtilerin başında öne doğru çıkıntılı karın, sertleşmiş kaslar, yaşa göre düşük ağırlık ve boyda kısalık, büyüme geriliği, kronik ishal, çocukta mutsuz görünüm, ağlamaya eğilim, kusma ve iştahsızlık, kansızlık, ağız içinde tekrarlayan aftlar, erken yaşta kemik erimesi sıralanabilinir.
Çölyak gemileri yakmanıza sebep değil, modern tıbbın ilerlemesiyle birlikte bir sürü yeni moda hastalıklar türedi dediğinizi duyar gibiyim. Lakin bunlar hep vardı, yapılan çalışmalar ne mutlu ki artık bize yol haritası çiziyor ve biz bir besini aldıktan sonra yaşadığımız sağlık sorunlarının adını koyabiliyoruz sözüm ona yeni yeni şeyler çıktı önceden çölyak mı vardı gibi söylemleri geride bırakıyoruz. Bir çölyak hastası iseniz artık çok şanslısınız çünkü artık sorununuzun ne olduğunu bulmuşsunuz demektir ve glütensiz ürünlere tüm büyük marketlerde unundan makarnasına vs. ulaşabiliyorsunuz.
Çölyak hastalığının tanısı önce serolojik kan testleri yapılarak ardından gerek duyulursa endoskopi ile teşhis edilir. Endoskopi ile ince bağırsak biyopsisi gerçekleştirilerek doku örnekleri alınır ve histolojik açıdan test edilir.
Çölyak hastalığında en temel tedavi yöntemi, glütensiz bir beslenme programını ömür boyu uygulamaktır.
Çölyak bulaşıcı bir hastalık değildir, ancak çölyaklı bireylerin toplu eğlencelerde dışlanma hissine de sebep olmaktadır. Bizim sektörümüzü ele alırsak durum daha da içler acısı. Son yıllarda konu ile alakalı görev yapmış olduğum tesislerde glütensiz ürünlere ciddi anlamda yer vermekteyiz. Her zaman belirttiğim bir konudur ‘’yaşamadan bilemeyiz’’…Bazen yaşamaktan ziyade tanık olmakta yeterli olabilir…
Ebeveynlerin de glütene hassasiyeti olan kendileri veya çocukları için bu konuda eğitilmeleri gerektiğini düşünüyorum Glütene hassasiyeti olan kişi glüten içeren bir ürünün hazırlandığı mutfak ekipmanlarında dahi hassasiyet derecesine göre etkilenmektedir mutfakta ekipmanların dahi ayrı tutulmasına özen gösterilmelidir
Geçtiğimiz dönemlerde bir çocuk ve annesi tesiste ikram edilen ve birçok çocuğun etrafında toplandığı dondurma alanından geçerken çocuğun ciddi anlamda bağırdığını saldırgan haller sergilediğini görünce haddim olmadan yanlarına gittim ve baba içgüdüm ile durumu sordum şanslıydım ki anne bir solukta durumu anlattı. Evet! Çocuk çölyaktı. O anda çocuğa mı üzülsem annenin elinden bir şey gelmemesindeki çaresizliğine mi… bir anda kaldım. Hiçbir annenin, babanın bir nebze moral toplayıp motive olacakları tatilleri zehir olmamalı diyerek imkânların son noktasına kadar bulunduğum tesislerde glütensiz ürünleri bulundurmaya başladım. Buna dondurma dâhil J Evet çok karmaşık aromalar olmayabilir ama en azından tek çeşit bile bir çocuğu mutlu edebilir. Mühim olan o çocuğu mutlu edebilmenin bilincine sahip olabilmemiz.
MUTLULUK!
Sonrasında birisi ‘’Kim dondurma ister ?‘’ sorusunu sorunca onca çocuğun içinde bir tek çocuk bile sessiz kalmadı. Ki o vicdani huzuru yaşamanızı temenni ederim! Kaldı ki artık marka isimler de glütensiz dondurma bulmak artık mümkün.
Bunlara ek olarak glütensiz menüleri dâhil etmeye başladık. Sektörde bulunan tüm yöneticilerimizde bu hassas durum olan çölyak hastalığı ile alakalı menü düzenlemeleri temennimdir. Yeter ki bu ürünlerin üretiminde bilinçli ve çapraz bulaşmaya maruz kalmayacak glütensiz üretimi (bağımsız mutfaklarda) sağlayabilelim. Baktığımız zaman evet ciddi maliyetli ürünler ama elde edilemeyecek ürünler değil üretim aşamasında ise çeşitlendirmek 1’e 5 katmak biz ustaların elinde. Çünkü çölyaklı bireylerin bilhassa 12-17 yaş olan grubun diyetlerine uyamama sebeplerinin başını ev dışında tüketimde bulundukları zaman glütensiz ürünlerin çeşitliliğinin az ve yetersiz olması çekmektedir.
Ayrıca pandemi dönemini belirtmeden geçemeyeceğim maalesef! Diğer sağlıklı bireylerin glütenli un ve malzeme bulamayınca glütensiz ürünleri satın aldığı ve stokların tükenmek üzere olduğunu defalarca duyduk. Çölyak hastaları için hayati önem arz eden bu ürünlerin ihtiyaç sahibi olmayan kişiler tarafından tüketilmesi çölyaklı çocuklar ve büyükleri ileride çok zor duruma düşürecektir. Bu durumu gören çölyak ailelerden ekonomik durumu iyi olanlar zaten pahalı olan bu ürünleri stok yapmış ve geride bir iki paket alabilecek durumdaki kendileri gibi olan çölyaklı bireyleri maalesef düşünmemiştir. Bu yaklaşım doğru bir yaklaşım değildir ve öz eleştiri yapmamız gerekir.
Ekonomik yeterliliği olmayan ve bu salgından dolayı çok daha zor duruma düşen çölyak ailelerinin her süreçte olduğu gibi bu süreçte de ikinci planda görülmesi üzücü bir durum. Unutmayalım ki bilimsel olarak kanıtlanan ikinci beyin bağırsaklardır ve strese bağlı etkilenmesi kaçınılmazdır. Bu durumda ince bağırsak hastalıkları arasında önemli bir yer tutan ve tüm organları etkileyebilecek beslenme düzeni diyet yapsa bile tam anlamıyla geri dönmeyen çölyak hastaları risk altındadır.
Bizler yeter ki yapabileceğimize inanalım!
Ayrı bir konu ise çölyak hastalığı ile alakalı tesis içinde personelin eğitim almasını sağlamaktır. Çölyaklı hastaların olayın sadece beslenmesinden ibaret olmadığını vücudun yoksun kaldığı durumların psikolojik olarak da etkilediğini, ailelerin motivasyon olarak düşük olduklarını, onların sosyo-biyolojik ve sosyo-psikolojik ihtiyaçlarının karşılanması adına gerekli hassasiyet konusunda caba sarf edilmesi gerektiğini ifade etmeliyim.
Evet, hayat adil olmayabilir! Ama dengeyi sağlamak bizim elimizde. Zaten hayatı zor, stresli geçen çölyak hastaları ve aileleri için çölyakı kâbus olmaktan çıkartabilmek temennilerimle…
Saygılar,
Celal SOLE
Yorum Yazın