Web Tasarım plastik kuşkonmaz Kuşkonmaz Bariyer Kuş Kovucu Tekirdağ yat turu Web Tasarım

28 Mayıs 2020, Perşembe

Gurme Magazin, sıradan restoran arama yerine, sadece güvenilir kaynakları gösterir size...

  KAŞIK  VE  BİZ   02

ORTA  ASYADAN  ANADOLUYA, TÜRK KÜLTÜRÜNDE  KAŞIK  VE  KAŞIKLA İLGİLİ GELENEKLER, ŞİİRLER , MANİLER, BİLMECELER  ve TÜRKÜLERDE KAŞIK  ve   BİZ ………

"Kadim Anadolu  Mutfağı – Tarih ve Kültürü araştırmacısı, yazar. UNESCO yaratıcı şehirler ağı gastronomi proje  uzmanı, Koordinatör Aşçıbaşı  Ser  Tabbah, Veyis DURDU  hocamızdan’ dan  ilgi ve keyifle  okuyacağınız bir çalışmayı sunuyoruz ."  Editör

Menşei prehistorik dönemlere kadar götürülen ve Eski Türkçe’de yontmak anlamına gelen kaşumak-kaşamak sözcüklerinden türediği belirtilen kaşık başlangıçta sadece ihtiyaca yönelik olarak yapılmıştır.

Zaman içerisinde üreticisinin bilgi ve becerisine dayanan, doğal hammaddelerin kullanılarak yapıldığı, el ve basit aletler kullanılarak yapılan, toplumun kuşaktan kuşağa aktarılan gelenek ve göreneklerini, mahalli özelliklerini taşıyan, üreticisinin zevk ve becerisini yansıtan ve aynı zamanda ona gelir getiren önemli bir kültür öğesi olma özelliğini kazanmıştır.

Anadolu coğrafyası üzerinde fabrika üretimi kaşıkların yaygınlaşmadığı dönemde hemen hemen her bölgede kaşıkçılık gelişmiş ve her bölgenin kaşığı kendi karakteristik özellikleri ile diğer bölgelerin kaşıklarından farklılıklar göstermiştir. Temel ihtiyaca dayanmayan ve tamamen üreticisinin zevk ve becerisi ile yapılan kaşıklar birer sanat eseri olma özelliği gösterebilmektedir. Bugün yurdumuzun çeşitli illerindeki müzelerde paha biçilemeyen kaşıklar bulunmaktadır.

Bu çalışmada mutfak araç gereçlerinden kaşığın kelime anlamı ve tarihçesinin yanında kaşığın çeşitleri ve yapısı üzerinde durulmuş, aynı zamanda kaşık Türk folklorunda bir malzeme olarak ele alınmıştır.

Atasözleri ve deyimlerde, bilmecelerde, türkülerde, geleneksel müzikte kaşığın yeri incelenmiş ve kaşığın Türk geleneği içerisinde yüklendiği anlamlar ve işlevler inceleniştir.

 

KAŞIK SÖZCÜĞÜ VE KELİME ANLAMLARI

 

Kaşık, eski bir Türkçe kelimedir. Kök anlamı: kazınıp oyulmuş düzeltilmiş araç anlamındadır. Eski Türkçe’de kaşumak-kaşamak yontmak demektir.

Kaşık Farsça’da aynı anlamda kullanılan bir kelime olarak dikkat çeker. Ancak sözlük yazarlarının belittiği gibi Farsça’da “ka” sesi yoktur ve Farsça imlada kelime “ka” harfiyle yazılmaktadır. O halde bu kelime Farsça olmadığı gibi Farsçaya yabancı bir dilden özellikle Türkçe’den geçmiştir.

 

Nitekim Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü, Kitabü’l-İdrak gibi Türkçe sözlüklerde “kaşuk” biçimiyle karşımıza çıkan kelimenin Türkçe olduğu ifade ediliyor.

Mahmut Ragıp Gazimihal kaşık kelimesinin Farisiler tarafından bizim gibi oyun aracı olarak kullanıldığını da tespit ediyor.

 

“… Oyun aleti olarak kaşığın İranda Türkçe adile kullanıldığı biliniyor. C. Sachs buna bakarak kaşık kelimesinin farsça olduğunu yazdıysa da, yanılmıştır. Cl. Huart’ın daha evvel belirttiği gibi:  kelime halis Türkçedir.

 

Kaşık kelimesi Kaşgarlı Mahnut çağından beri, lehçelerde fazlaca söyleniş farklarına uğramıştır. En fazladan olarak Kırgız – Kazaklar “Kosek” diyorlar! Kaş gibi mukavves ve mukaar kılınacak surette kaşınarak oyulmuş şey demektir. (içi kazılı ve oyuk şey).

 

Diğer taraftan kaşık, genel kullanım anlamı; sıvı ya da az koyu yiyecekleri almak ya da karıştırmak için kullanılan bir çukur parça ile bir de sap bölümünden oluşan sofra ya da mutfak gerecidir. Sapın uzunluğuna, kepçesinin biçimi ve boyutlarına göre değişik ebatlarda yapılır. Çorba kaşığı, tatlı kaşığı, kahve kaşığı… vb . Konya Kaşıkları’ın yazarı Kenan Özbel kaşıkların, bölgeden bölgeye değişiklikler gösterebildiğini ve çeşitli devirlerde muhtelif varyantlarına tesadüf edildiğini belirtiyor.

 

El sanatları uzmanı, usta Prof.Dr.Zeki Kuşoglu ise kaşığın sanat tarafına dikkat çekmektedir. “…Gerek ahşaptan gerekse madenden yapılanları son derece sanatlıdır. Madeni olanlarının çoğu gümüşten yapılmıştır. Özellikle kaşıkların sapları savat-aznavur, kalem işi gibi tekniklerle süslenmiştir.

 

TÜRK KÜLTÜRÜNDE KAŞIK

 

“ Hiçbir kültürün birden bire ortaya çıkmadığı, uzun bir gelişim devresi geçirdiği bilinmektedir. Büyük bir zenginlik gösteren “Türk Yemek Kültürü” ne bağlı olarak kaşık kültürünün de değişik tipte örneklerle karşımıza çıkacağı olağan olarak karşılanmalıdır ki bu kültür bizi Orta Asya’ya kadar götürmektedir.

 

Türkistan kazılarında değişik kaşıkların buluntular arasında yer alması, eski Uygur tıp kitaplarında ilaç içimi ile ilgili olarak “kaşık” kelimesinin ölçek olarak gösterilmesi, Kırgız Türklerinin ağaç kaşık yapanlara kırmacı adını vermeleri ve aynı Türkler tarafından boyalı, sırlı tahta kaşıklara çapma kaşık adlarının verilmesi, bu uzantının en belirgin delilleri olarak görülmektedir.

 

Anadolu’da ilk Türk kaşık örnekleri Selçuklularla ortaya çıkmaktadır.

“ … Çorba kaşığı, herhalde eski Türk kaşık çeşitlerinin ilk ve başlangıç tipi idi. Çünkü çorba, ancak kaşık ile içilebilir ve yenebilirdi. Eski Türklerde çorbaya, mün veya bün derlerdi. Fakat çorba kaşığı dendiği zaman, hatırımıza bugünkü modern çorba kaşıkları gelmemelidir.

 

Yukarıda belirttiğimiz gibi çorba içerken, bir kaşık kullanma geleneği vardır. Güney Asya kavimlerinden birçokları, çorbayı kâseden içerler. Çinliler ise çorba ve pilav için, küçük kepçe kaşıklardan yararlanırlardı. Fakat gördüğümüze göre buna kaşıkla içmek veya yemek tabirini kullanmak oldukça zordur. Çünkü Çinliler, kâseyi ağızlarına dayayıp, pirinç veya çorbayı kaşıkla ağızlarına iterler. Eski Türklerde durum nasıl idi? Bu konuda kesin bir şey söylemek zordur; ama elimizde bazı bilgiler yok değildir.

 

‘O, balı kaşıkladı’ yani (ol balıg kaşıkladı) sözü, Kaşgarlı Mahmut’un kitabında geçiyordu. Bu örnekten de anlaşılıyor ki, herhalde süzme balı, Türkler bazen kaşıkla da yiyorlardı. Fakat Kaşgarlı Mahmut, çorba için halk dilinden verdiği örneğinde çorbayı kaşıkladı demiyor; kamıçladı diyordu: ol münüg kamıçladı. Ama yine aynı büyük araştırıcı, başka bir yerde, kaşıkladı örneğini vermeden duramıyordu.

 

Kırgız Türkleri, ağaçtan kaşık yapan kaşıkçı’lara , kurmacı adı ile adlandırıyorlardı. Boyalı, sırlı kaşıklar, geniş olarak tahtadan yapılıyorlardı. Kırgız Türkleri, boyalı, sırlı tahta kaşıklara, sır kaşık diyorlardı. Yaylalarda oturan hayvancılar, her zaman kaşık almak veya yaptırmak için kaşıkçı bulamazlardı. Bu sebeple, evde yapma tahta kaşıklar da kullanılırdı. Evde yapılmış biraz kabaca kaşıklar için ise yine Kırgız Türkleri, çapma kaşık diyorlardı. Derleme Sözlüğü’ne göre Anadolu’da tahta kaşıklara, şu adları veriyorlardı; çömçe, deli-kız, yaba kaşık. ”

 

KAŞIĞA AİT ESKİ ÂDETLER

 

Evlenmek isteyen delikanlı pilavın ortasına kaşığı diker ve kalkarmış.

Evlenmek isteyen kız sofraya bir kaşık fala koyarmış.

 

Köy düğünlerinde yemekten evvel bir torbanın içinde üzerinde beyit ve maniler yazılı kaşıklar dağıtılırmış. Bunlar bir eğlenceye sebep teşkil eder ve sonra da hatıra olarak saklanırmış.

Akşam yemeği zamanına bugün de bazı köylerde ( Kaşık çalımı ) denilmektedir.

 

Üfürükçü hocalar kulunç olanlara, bir şimşir kaşığı kızdırır kuluncuna basarmış.

Büyücüler bir çifti ayırmak için iki kaşığı arka arkaya bağlar ve bir mezara saklarmış.

 

Çocuk boğaz olunca ağzına kaşık basılırmış.

Kaşık halk sazları arasında tempo tutmaya da yarar.

Bazı köy düğünlerinde yemekten sonra kaşıklar kırılıp bahçeye atılırmış.

 

Yeniçeriler başlarındaki üsküfelerin tuğ takılan yerine birer kaşık sokar ve birbirlerine (Kaşık yoldaşı) derlermiş. ”

 

DEYİMLER VE ATASÖZLERİNDE KAŞIK

 

Kaşık düşmanı evdedir.

O senin ağzının kaşığı değil.

Kaşığı ile yedirip sapı ile göz çıkarır.

Bir kaşık suda boğmak.

Cümlenin kaşığı bir kaba girsin.

Kadının eli kaşık sapında şişer.

Herkesin kaşığı, ağzının yakışığı.

Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın.

Kaşık kısmete bağlıdır.

Kaşığın eskisi, dostun yenisi.

Ne koyarsan aşına, o çıkar kaşığına.

Ne varsa kısmetinde, o çıkar kaşığında.

İmanım âşık, pilava kaşık.

Kaşık kadar kocası olanın, sapı kadar itibarı olur.  

“Çömlek demiş dibim altın, kaşık demiş girdim çıktım.

Ekmekten kaşık olur ama her yoğurdun harcı değil.

Her ağaçtan kaşık olmaz.

Herkes kaşık yapar ama sapını ortaya getiremez.

Her kaşığın kısmeti bir olmaz.

Aşure yemeye giden kaşığını taşır.

Pilav yiyen kaşığını yanında (belinde) taşır.

 

BİLMECELERDE KAŞIK

 

Uzun kuyruklu kumbara, erzak taşır ambara.

Bir alaca kuzgun, kuyruğu kendinden uzun.

Bıldırcın budunu taşır, bulduğunu bana taşır.  

 

TÜRKÜLERDE KAŞIK

 

Bir karagöz oyunundan (Hayali Küçük Ali )

Geçen akşam çöktüm sofra başına,

Çaldım kaşık yağlı keşkek aşına,

Hoşafın daneleri az olmuş,

Hiçbir tane düşmedi kaşığıma.

Kaşıkçılar Piyesinden:

 

Düdüklüdür şimşirdendir kaşığım,

Memlekette Keziban’a aşığım.

Şakır şukur, şakır şukur, kaşıklar

Ayran içer bağrı yanık âşıklar.

Kaşıklarım düdüklüdür,

Şakır şukur, şakır şukur, kaşıklar

Ayran içer bağrı yanık âşıklar.

 

Bir ağıttan:

Atladı geçti eşiği

Sofrada kaldı kaşığı

Yusuf beyin yakışığı

Ellemeyin bugün yatsın  

 

Leblebici Horhor Operetinden ( Hayali Küçük Ali )

Kızlar biz barışalım,

Kol kola tutuşalım,

Kaşıkla oynayarak,

Köyümüzde dolaşalım.

 

TÜRK HALK OYUNLARINDA KAŞIK

 

Bilindiği gibi dansın doğuşu insanlığın var olması ile başlar. Herhangi bir ritim aracının bulunmadığı dönemlerde dans eden insan, bu ritim ihtiyacını, ya ellerini birbirine ya da ayaklarını yere vurarak elde ettikleri sesle giderdi.

 

Daha sonrasında ise bulduğu sert madenleri veya cisimleri birbirine vurarak çıkarttıkları sesle ritim, tempo elde etti. İşte Türklerdeki ritim ihtiyacının bir sonucu olarak kaşık halk oyunlarında eşlik eden bir alet olarak ortaya çıktı. Elde ettiğimiz verilerde kaşıklı oyunların, XVI. ve XVII. yy.’a ait minyatürlerde

 

Horasan bölgesinde kaşoğ adıyla oynandığı görülmektedir. Ayrıca elde bir ritim aracı ile dans etme geleneğinin Orta Asya’ya ve Selçuklulara kadar uzandığını tespit ettik (Orta Asya’da Hakanlar huzurunda oynanan ve adına Hakan Oyunu denen oyunda, oyuncuların elinde tabak ve kaşık bulunurdu )

 

Bu oyunların, Türk Halk Oyunları türlerinden biri olup olmadığı hakkında farklı görüşler olduğunu belirtmekte fayda var.

Nitekim Cemil Demirsipahi, bu oyunların coğrafi olarak belli bir yöreye ait olmadığını her yörede ve türde kaşık oyunlarına rastlanacağını örneğin zeybek türünün ya da teke türünün içinde de kaşık oyununun bulunduğunu belirtmiştir.

Bunun yanında Sadi Yaver Ataman, Mahmut Ragıp Gazimihal, M. Tekin Koçkar, Göktan Ay, Cengiz Aydın, Mehmet Öcal Özbilgin gibi alana hizmetleri geçen uzmanlar, Kaşık Oyunlarını, Türk Halk Oyunlarındaki tür sınıflamasının içinde bir oyun türümüz olarak değerlendirmişlerdir. Ortak söylemleri, Konya ilinin bu türün merkezi olduğu, tahta kaşıkların oyunda ritm saz görevini üstlendiği, oyuncuların birbirine tutunmadan serbestçe hareket ettiği, 2/4, 4/4’lük ölçülü türküler ve 8/8, 9/16, 9/8’lik zamanların kullanıldığı, genelde kabak kemane, sipsi, kaşık, bağlama, cura, kucak davulu, zilli maşa gibi çalgıların oyuna eşlik ettiği, kapalı mekanlarda, kadınların ve erkeklerin oynadığı görüşünde birleşmektedirler.

Tüm bunlara ilave olarak söyleyeceklerimiz, Konya ili merkez olmak üzere sınır komşuları olan doğusundaki Niğde, batısında Afyon ve Isparta, kuzeyinde Kırşehir, Ankara ve Eskişehir, güneyinde Antalya ve İçel illerinde bu tür oyunlara rastlamaktayız.

 

Havadaki ışıklar

Sabırsızdır âşıklar

Pilav ile zerdeye

Bekler tahta kaşıklar.

 

Rapta gelmez bu kaşığın dudağı

Hilesiyle öper dilberdudağı.

Lafı lafa etme ilave

Al kaşığı çal pilava.

 

Bu kaşığın değer altın bir tanesi,

Ye bununla pilav zerde nar tanesi.

 

Bu kaşık iyi kaşık

Sakın bırakma bulaşık.

 

Bu kaşık güzel kaşık,

Onu yapan cemale aşık.

Acayip bir kaşık oldu doğrusu,

Sonradan değildir

Evvelinden eğrisi. 

 

 

 

KAYNAKÇA

 

Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, Ankara, Başbakanlık Basımevi, 1991, Cilt:4

Büyük Larausse, Cilt: 11

Hüsnü Züber, Kaşıkçılık, Sanat Tarih ve Turizm Yıllığı, S.2, s.19–21, İstanbul, 00.01.1972

İsmet Zeki Eyüboğlu, Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü, İstanbul, 1998

Kenan Özbel, El Sanatları XVI, Konya Kaşıkları, Ankara,1949

Mahmut Ragıp Gazimihal, Kaşık Oyunu, Türk Folklor Araştırmaları, C.3, S.62, İstanbul, 00.09.1954

Mahmut Ragıp Gazimihal, Kaşık ve Oyun, Türk Folklor Araştırmaları, C.7, S.148, İstanbul, 00.11.1961

Meydan Larausse, Cilt:7

Naci Eren, Arkeoloji ve Sanat Yayınları El Sanatları, Folklor ve Etnografya Dizisi:2,İstanbul, Kuşak Matbaası, 1984

Ömer Asım Aksoy, Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü, TDK Yayınları, Ankara, 1978

Zeki Kuşoğlu, Resimli Ansiklopedik Kuyumculuk ve Maden Terimleri Sözlüğü, (İkinci Baskı). İstanbul: Ötüken Neşriyat A.Ş. İstanbul, 2006

 

İsmet Zeki Eyüboğlu, Türk Dilinin Etimolojik Sözlüğü, İstanbul, 1998, s.383.

Mahmut Ragıp Gazimihal, Kaşık Oyunu, Türk Folklor Araştırmaları, C.3, S.62, İstanbul, 00.09.1954

Mahmut Ragıp Gazimihal, Kaşık ve Oyun, Türk Folklor Araştırmaları, C.7, S.148, İstanbul, 00.11.1961

Büyük Larausse, Cilt: 11, s.6490.

Kenan Özbel, El Sanatları XVI, Konya Kaşıkları, Ankara,1949, s.3.

Zeki Kuşoğlu, Resimli Ansiklopedik Kuyumculuk ve Maden Terimleri Sözlüğü, (İkinci Baskı). İstanbul: Ötüken Neşriyat A.Ş. İstanbul, 2006

Naci Eren, Arkeoloji ve Sanat Yayınları El Sanatları, Folklor ve Etnografya Dizisi:2,İstanbul, Kuşak Matbaası, 1984, s.3–4.

Meydan Larausse, Cilt:7, s.64

Naci Eren, Arkeoloji ve Sanat Yayınları El Sanatları, Folklor ve Etnografya Dizisi:2,İstanbul, Kuşak Matbaası, 1984, s.4.

Prof. Dr. Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, Ankara, Başbakanlık Basımevi, 1991, Cilt:4, s.207-211.

Hüsnü Züber, a.g.m.

Hüsnü Züber, Kaşıkçılık, Sanat Tarih ve Turizm Yıllığı, S.2, s.19-21, İstanbul, 00.01.1972

Ömer Asım Aksoy, Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü, TDK Yayınları, Ankara, 1978

Hüsnü Züber, a.g.m.

Hüsnü Züber, a.g.m.

Kenan Özbel, El Sanatları XVI, Konya Kaşıkları, Ankara,1949, s.8

 

Yazarın Diğer Yazıları

Makale Yorumları

Makaleye Ait Yorum Bulunmamaktadır.

Yorum Yazın

CAPTCHA security code
Yorum Gönder

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

yukarı çık